Einstein and Eddington- Philip Martin (2008)


0995036.jpg"Einstein and Eddington" ismi bende nedense bilim-kurgusal bir film olacaktır hissi verirken yakından uzaktan alakası olmayan bir dram çıktı. Kader, birbirinden habersiz 2 bilim adamı Einstein ve Eddington'u ilginç bir biçimde birleştiriyor. Birbirinden habersiz derken, Eddington elbette tanıyor Einstein'i ancak sadece Alman bilim adamı olarak...

Einstein'ın yerçekimi teorisi ile düşünceleri, Eddington'a mantıklı geliyor fakat yaşanan siyasi atmosferden dolayı bir türlü dillendiremiyor. O yıllarda, Almanya ve İngiltere arasındaki savaş, her 2 ülkeyi daha da milliyetçi hale getiriyor ve bilim adamları kendi içlerinde "biz en büyüğüz"cülük oynuyorlar.  Eddington gibi protestanlar, bilimin ulusal değil evrensel olduğunu, ülkeler arası ilişkilerin bilimi ve bilimadamlarını etkilememesi gerektiğini savunurken, İngiltere'nin ileri gelenleri bu düşünceyle şiddetle karşı çıkıyorlar. Gerçi Almanlar da imzalamış oldukları bildiride, hepimiz tekiz, hepimiz Almanız mesajı verip bizi halktan ayırmayın diyorlar.

Tüm bu siyasi karışıklıktan uzak kalmaya çalışan Einstein, çalışmalarını yürütmek için iyi bir teklif alıyor ve Berlin'e geliyor. Alman bilim adamlarının imzalamış olduğu bildiriyi ona da dayatmaya çalışıyorlar fakat Einstein, "memleketli olmak" mantığını kabul etmiyor, dünya vatandaşıyım diyor kısaca...

Bu film, karmakarışık fizik formülleri, bilim dünyası, denklemler ile izleyiciyi sıkıp, her 2 adamın da ne kadar büyük bir dahi olduğunu anlatan bir yapım değil. Yönetmen, yoğun oranda Einstein ve Eddinngton'un aile yaşantısını da sergiliyor. Einstein'in 2 oğlu ve onun gölgesinde kalmış olmaktan yakınan karısının (Winnie) yaşantısını da izliyoruz sürekli. Einstein için Andy Serkis çok başarılı bir seçim olmuş. Şaşırtıcı şekilde gerçeğine benziyor, oyunculuk gerçekten iyi. Eş, sürekli bir endişe- dırdır- sitem halinde. Rebecca Hall, Winnie rolü için bir şaheser yaratmış. Einstein'in eşi diyince izleyicinin beklentisi yüksek oluyor haliyle. Rolün üstesinden başarıyla kalkıyor ve izleyiciyi de ilginç biçimde şaşırtıyor. Dırdırcı eş gibi görünen Winnie, detaylara indiğinizde aslında Einstein'ı oldukça özgür bırakan bir kadın. Onun da fizikten anladığını gösteriyor yönetmen, Einstein çalışmalarını onunla paylaşmadığı için kızgın. Düşlediği hayatı yaşamayadığı için dertli. Einstein'ı çok bağlı bir aile babası gibi izlemiyoruz elbette. Hatta çılgın- marjinal baba vurgularını bir kaç yerde net olarak izledik. (Kayıkla denizden çıkarken, apartman boşluğundan yumurta atmaca, oğullarına sevecen ama mesafeli tavırları...) Berlin'de edindiği sevgili, Einstein'in hayallerine biraz daha yakın... Fizikten anlamayan, konuşacak başka bir konusu olan (müzik), eğlenceli genç biri...

Gelelim, Eddington'a... Kız kardeşiyle birlikte yaşayan Eddington, milliyetçiliği reddeden bir protestan. Askere gitmiyor, kendini bilime adamak istiyor, ülkeden çıkarılması istenen diğer uyruklu vatandaşları kolluyor falan... Yönetmenin Eddington için Einstein'dan daha gizli semboller kullandığı söyleyebiliriz. Daha içine kapanık ve daha eğlencesiz bir hayatı var... Yakın dostunun askere gidip şehit olması da onun protestan duygularını değiştirmiyor. Arkadaşının ölümünden sonra bahçede kız kardeşine sarılıp ağlarken, "onu seviyordum ben" cümlesi de Eddington'un gay olabilme ihtimalini doğuruyor. Yönetmen bu konuda, "kim ne anlıyorsa anlasın, ben bir şey demedim" dercesine gizli kapaklı göndermeler yapıyor. Eddington, Einstein'ın fikirlerini savunmak için legal yollar arıyor. Newton'un teorisini çürütecek bir mesele var ve eğer bunu ispatlayabilirsem, Einstein'ın fikirleri elle tutulur hale gelir diyor. Tabi, Eddington'un üstleri bu fikre kesinlikle karşı, çünkü Einstein bir Alman ve bir Alman'ın üstünlüğü İngiltere'ye zarar verir. Eddington da Einstein değil bilimin önceliği esastır, dünya bu gerçeği bilmeli, belki de onu çürütürüz diyerek işi kabul edilebilir hale sokuyor. Sonuçta Einstein'in teorisi doğrulanıyor ve Eddington ile Einstein yüzyüze tanışıyor. Eddington bilimin kazanmasından dolayı mutlu... Yoksa Einstein'in adını duyurmak, ünlü olmak gibi dertleri yok, sevgilisi döndü diye mutlu oluyor sonra gazetecilere o ünlü dil çıkaran pozunu veriyor.

einstein.jpg

Gelelim filmin detaylarına; böyle yapınca tabi "çıkarım manyağı" olup çıkıyorsunuz. Film, bolca göndermeler üzerine kurulmuş, açık seçik bir şey söylemeden, izleyiciden beklenmiş bazı şeylerin anlaşılmasını. Filmin temeli bu kadar politik duruşa mı dayandırılmalıydı derseniz, yaşanan tarih itibariyle yönetmen biraz da zorunlu kalmış buna. Daha önce de yazdığım gibi, bu film 2 bilim adamının ne kadar dahi olduğunu anlatmıyor, o yıllarda yaşayan 2 bilim adamının karşılaşmasını ve bunun bilime olan sonucunu anlatıyor. Eddington, üstlerine eyvallah diyip Einstein'ın teorileri için diretmeseydi bugün gerçek dediğimiz bazı şeyler farklı olacaktı.

Bir diğer gözlemim de filmdeki kadın karakterler. Aslında filmin seyrinde gayet fazla boy gösteren kadınlar, sonucunu incelediğinizde resmen etkisiz elemanlar gibi... Einstein'ın karısı, sevgilisi, Eddington'un kız kardeşi... Hepsini bolca izlediğimiz halde, filmin seyrini değiştiren, olaylarda baş kahraman diyebileceğimiz hiç bir yer yoktu. Bu açıdan biraz şaşırdım: çünkü filmdeki kadınlardan dolayı bir sonuca gidiliyormuş gibi bir hava var ancak alakası yok.

Yukarıda okuduklarınız gibi, üstünde durulup bolca yorum yapılabilecek bir film. Tavsiyedir...




| gamzeK | 08-Ocak-2009 Perşembe|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------
 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |