Yazmadan duramadım...


voodoo.jpgBaşlarken not: Bu yazı sitenin blog bölümüne yazılmış olup filmlerle hiç bir alakası yoktur. Artık kendimi durduramayacağımı anladım, yazmam lazım bunu.

Yazarlık, cidden şahane bir yetenek. Kafanızda bir senaryo hazırlayıp bunu kağıda, bilgisayar dökümanına, bir yerlere döküyorsunuz. Döktükçe ardı arkası kesilmiyor. Sonunda bir hikaye oluşuyor. (Hikaye derken illa hikaye yazdım anlamında kullanmıyorum burada, sonuçta bir hadise anlatıyorsunuz yani.) Bize öğretilen giriş- gelişme- sonuç diye bir yazım sıralaması vardı hani. Güzel bir giriş yap, gelişmelere gir devam et, sonucu da güzelce bağla, bitir. Tabi yazı yeteneği elbette bundan ibaret değil. Okudukça okuyasınız gelen yazarları düşünün, sadece yazarak film gibi peşinden sürükleyen, çok akıllı hareketlerle okuyucusunu başka diyarlara götürüp, bazen güldüren, bazen tokatlayan, bazen ağlatan, bazen düşündüren yazarları...

Yazarlığın yanısıra bir de köşe yazarları vardır. Köşe yazarı yazdığı yazılarda (günlük-haftalık- aylık herneyse) şaşırtıcı derecede hayran kitlesi yapabilir kendine. Sıkı fanatikleri her gün onu okumadan duramaz, sürekli yazdıklarını ya da o günkü gündem için yaptığı yorumları merak eder. Benim sıkı sıkıya takip ettiğim bir köşe yazarı olmamasına rağmen bazen gerçekten akılcı yazan, köşesini okuduğumda "hmm, olabilir mi acaba?" diye ufkumu açan, gündelik bile olsa konuları ele alışı bakımından saygı duyduğum isimler var. Bunların ismi-cismi-köşesi mühim değil. Anlatmak istediğim de bu değil zaten.

Benim gibi yazma özürlü kişiler hadlerini bilir oturursa sorun yoktur, ben oldum olası yazma eyleminden nefret ederim zaten. Bir şeyleri düşünüp yazmak, olan şeyleri not almak, ya da meseleler üzerinde yorum yapmak her zaman işkence gelir bana. Çenem düşük olduğu için yazacağıma konuşurum daha iyi derim hep. Hatta beynimden geçenleri otomatik yazabilen bir icadın hastası olurdum. Ben yorulmadan yazabilsin ne düşünüyorsam... Bu yazıyı yazmamdaki asıl sebep ise son 2 haftadır sürekli gezindiğim gazete haber sitelerindeki abukluktur. Diyorum ya yazmak herkesin harcı değil ama "yazamadığını" bilmek de güzel bence.

Şimdi işini hakkıyla yapan köşe yazarlarını tenzih ederek şunu sormak isterim: Bir köşe yazarı olmak için, belli bir donanıma sahip olup, gündem hakkında, dünya hakkında yorum yapabilen, okuyucusuna olan bitenden farklı olarak bir şeyler sunabilen, okuturken sorgulatabilen, bilgisiyle okuyucusundan bir adım önde olduğunu profesyonelce hissettiren, bakın işin bir de bu yanı var diye düşündürebilen olması gerekmez mi? Son 2 haftadır Türkiye'de bilinmiş tanınmış gazetelerin haber sitelerini gezer oldum ve köşe yazarlarıyla da epey haşır neşir oldum. Bu arada onu bunu ararken de blog sitelerine rastlıyorum mesela. Bazı köşe yazarlarının bu blog yazarlarından ne farkı vardır Allah aşkına? Hatta bazı blog yazarları cidden bu köşe yazarlarını cebinden çıkartır. Çok daha nitelikli çok daha bilgi verici yazılarla karşılaştım blogları gezerken. Bir köşe yazarımız, eşi ve çocuklarıyla gittiği tatilden, denizden, çocukların yaramazlıklarından bahsediyor, diğeri annesinin ne kadar da "huysuz ve tatlı kadın" olduğundan dem vuruyor, bir diğeri "kime erkek denir kime denmez" dersleri veriyor falan filan... Yahu bu insanların cidden para aldıklarına inanamıyorum bu iş için???

Şimdi aşağıda vereceğim linkleri tek tek incelemenizi istiyorum, bu insanlar neyin köşe yazarlığını yapıyor, ne anlatıyor, ne amaca hizmet ediyor, bir düşünüverin lütfen. Bu alanların birer özel günlük ya da blog olmadığını da unutmayın, yani çıkıp da "sanane arkadaş bana özel bir sayfa bu, yazıyorum döküyorum içimi", gibi bir durum yok. Bildiğiniz gazete- haber sitesi bunlar ya. Ha diceksinizki, bugün öyle bir gününe denk gelmiştir, böyle yazıvermiştir yok arkadaş, arşivden bakıyorum elle tutulur bir tek yazı görmüyorum şu arkadaşların geçmişinde.

Başlıyoruz:

PAKİZE
- http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9560717.asp?yazarid=33

(Bu ismin işe yarar bir tek yazısını görüp okuduysanız lütfen ivedilikle haberdar edin beni. Hatta verdiğim linkte yine uzun bile yazmış sayılır, normalde 10-12 cümleyle "köşesini" tamamladığını da bilirim, ayrıca kelimeleri de alt alta yazarsanız, uzun görünür, çok yazmış sayılabilirsiniz!)

AYŞE
- http://www.sabah.com.tr/gny/ozyilmazel.html

(Tamamiyle günlük modunda takılan başka bir isim. Geçmiş yazıları da dahil olmak üzere, birilerine bir şey okutmak değil bu ismin derdi. Tamamen dün gece ne yaşadıysa onu yazıyor, yerseniz. Mesela sevgilisinden ayrıldı diyelim, ertesi gün erkek adam nasıl olur- olmaz dersleri veriliyor, ya da kilo aldıysa, 1 hafta neler yiyeceğini öğrenebilirsiniz, grip olduysa sümüklerinin ne renkte olduğunu okuyabilirsiniz.)

GÜLSE
- http://www.sabah.com.tr/pz/birsel.html

(Aaaa Gülse'ye laf yok gibi salak salak laf edecek olanlar oturup bir düşünsünler lütfen. Konumuz, köşe yazarlığıdır, yoksa bu ismin başarılı olup olmadığını tartışmıyoruz. Başarılı olduğu alanlarda kalsa güzel olurdu, daha iyi anlayabilmek için arşiv bölümünden önceki yazılara bakabilirsiniz)

ÖNCEL
-
http://www.sabah.com.tr/2008/07/13/pz/ozicer.html
- http://www.yeniasir.com.tr/yazarlar_detay.php?yid=38

(Aynı ismin iki ayrı gazetedeki iki ayrı köşesi... Pardon pardon bunlar köşe değil, buralar onların günlükleri tamam mıııııııııı?)

BALÇİÇEK
- http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=8552

(Mesela bu kişinin şu aydınlatıcı köşesi olmasaydı ne zaman nereye tatile gittiğini, tatilde ne yiyip ne içtiğini hiç bilemeyecektik :( Bir de her yazının sonunda Ne Öğrendim bölümü varki ahhh ahhhh bu bölüm olmasa, hepimiz susuz birer ağaç, kuru dal olarak kalırdık.)

ORAY
- http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=125594,10,6

(Ara sıra böyle gündemi meşgul eden konulara değindiğine bakmayın, yazacak şey kalmayınca, herhangi bir gazetenin manşetinden yola çıkarak saçmalama kabiliyeti vardır. Genelde yurtdışındaki bir kafede yediği kekin hamurundan, içtiği içkiyi koyduğu masanın ayaklarından, Blackberry'sinin tuşlarına basarken tırnağında duyduğu acıdan bahsedebilen, zaten herkes o kafeyi biliyorki, o masayı bilmeyen insan değildir, Blackberry görmediysen o senin hayvanlığın tadında yazabilendir.)

AYÇA
- http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=886388&Yazar=AY%C7A%20%DEEN&Date=03.07.2008&CategoryID=96

(Ayça Şen'e laf yok diyen varsa çıksın siteden. Radyo programlarına lafımız yok, fakat köşe yazarlığı konusunda maalesef, rezalettir. Onun da tatil programlarını, oğlunun minik şirin yaramazlıklarını, ne yiyip ne içtiğini, cep telefonunun şarjının kaç günde bitebildiğini ezbere biliyoruz ezbere...)

NİL
- http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/yazarlar/default.aspx?ID=113

(Yazacak bir şey bulamıyorum Nil KARAİBRAHİMGİL için, sanırım kendi de bulamıyor... Bana niye böyle bir iş verdinizki der gibi yazıyor, ama  acaba yanlış bir iş mi yapıyorum diye sormuyor! )

Bu kişilerin ortak özellikleri de mevcutki, insana hepiniz kardeş misiniz diye sordurtur:

1- "Bugün yediğim jalapenolu makarnamın..." diye başlayan cümlelerinden bilirizki, "yazar" yine yepisyeni maceralarını anlatacak bize.

2- Hepsinin annelerini, kızkardeşlerini, eşlerini, sevgililerini, çocuklarını, halalarını bilirizki, okuyucu meraktan ölmesin diye her yazıda mutlaka bu akrabalarla ilgili ufak tefek merak giderici cümleler bulunur. Bir de "ben küçükken..." diye başlayan cümleleri vardır, sadece kendilerinin gülümsediği ve sanırım okuyucudan "ay, ay, ay canım ya canımmm canımm" gibi tepkiler bekledikleri anlamsız anıları vardır bunların.

3- Hepsinde ucuz bir marjinallik kaygısı görürsünüz, vay be ne özgür kadın- adam dedirtmek için kıroca şeyler yazarlar, özellikle de kadın olanları "... öyleyse hadi bana eyvallah..." gibi "delikanlı hatun" imajını da çok severler.  "Gece 3,5'ta arkadaşım aradı, gittik balık yedik, üzerine baklava götürdük" gibi,  hem özgürüm hem de çok eğlenceliyim mesajını bıkıp usanmadan verirler. Aynı kişiler aldıkları ayakkabıyı bile okuyucuyla paylaşacak kadar "mütevazi"dirler. Amaaaa, basın gücüyle gittikleri tüm konser, davet, gala katılımlarında da "heyyyy, haddini bil okuyucu, ben de onlardan biriyim işte" şeklinde de fazla samimi olmak istemezler.

4- Muhtemelen çuvallayacağını bildiği herhangi bir konuda saçmalamaya başladıkları an, yazının sonunda şöyle ufaktan bir gönderme yaparlar: "Bu konuda Amerika'daki arkadaşımı aradım ve o da aynı şeyleri söyleyince, oh dedim tuhaflık bende değil!" Haaa, işte bunu yazınca bütün akan sular durur! Eğerki bir konuda fikir beyan edersen ve bunu yurtdışında yaşayan bir dostuna da danışıp onay alırsan, artık kimsenin edeceği laf kalmaz! "Amerika'daki arkadaşıma sordum diyorum be! Sen kim oluyorsun pis kıro!" şeklinde sopa gösterirler. Hadi ben yanıldım, Amerika'da yaşayan arkadaşım da mı yanıldı be! Onun yanılabilme şansı var mı!? Olabilir mi böyle bir şey!?

5- Hayatında ilk kez yaptığı bir şey varsa bile (ki bu yurtdışında olursa daha da havalı olur) sanki bunu hergün yaparmış, yaşarmış, yermiş, içermiş gibi bahsederki okuyanlara inceden "nasıl birini okuduğunuzun farkına varın" şeklinde giydirilir. Daha da utanmazları, okuyucular da böyleymiş gibi yazar ve tepki maili falan yazılırsa "Mondrian Hotel'in Sky Bar'ını bilmeyen de beni okumasın canım" gibi evire çevire dövülecek cevaplar verebilir.

6- Hepsi küçüklüğünden beri günlük yazma sevdalısıdır ve bunlara öyle ya da böyle "gel burada yaz" dendiği andan itibaren bunu paraya çevirebilmişlerdir. Hadi okuyucuları geçtik, kendileri hiç mi utanmaz, bu yazılardan dolayı para aldıkları için? Ben yazamıyorum arkadaş çekileyim bu işlerden demek zordur elbette ama aldıklarını parayı ne için aldıklarını, hakedip etmediklerini hiç mi sorgulamazlar? Her gün günlük abuk sabuk şeylere konu bulmak çok zor değil midir? Bu zoru başardıkları için mi para verirler bu kişilere?

Bilmiyorum bilemiyorum.... Herhalde siteye yazdığım en uzun yazılardan biri oldu bu. Cidden bazen öyle bloglar okuyorumki yazının derinliğinden çok iyi anlamayan ben bile takdir ediyorum yazarını. Ama bu kişiler kendi açtıkları bloglarda yazmaya devam ederken şu yukarıdakiler "köşe yazarıyım bebeğim" şeklinde devam ediyorlar "meslek yaşantılarına". 2- 3 haftalık gözlemlerime dayanarak bu kadar bu kadar sinir yapmışken, hele bir de nitelikli yazabilme yeteneğim olsaydı, o zaman top tüfekle basardım herhalde ben bu gazete- haber sitesi plazalarını...

Listeye eklenti yapmak isteyenler varsa beklerim, benim gördüğüm sadece bir kaç ismi ekledim, daha nice "köşe yazarı" vardır...




| gamzeK | 08-Ağustos-2008 Cuma|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------

Johnny Guitar
| 12-Ağustos-2008 Salı

Bu kisileri sahsen pek okumam, bazen gazetelerdeki koseleri pardon "gunlukleri" :) gozume carpardi ve goz gezdirirdim. Pakize'nin mis mus'lari da bitmedi gitti senelerdir var. Sabah aksam bunlari mi dusunuyor yoksa bunlari dusunen birkac elemani mi var nedir? Belki de edebi bir yaklasim sergiledigini saniyordur. Ben su an laptopumu alip odanin kosesine gectim yazmak icin dolayisiyla ben de kose yazariyim.


-------------------------------------------------------------------------------

Johnny Ghelar
| 06-Nisan-2010 Salı

Bu blogu tamamen şans eseri gugıl mugıl yaparken buldum, bu konunun başlıgı degilde resmi hoşuma gitti ve okumaya başladım. Belki bu bloga artık kimse bakmıyordur bile ama yinede bende bişeyler yazmak istedim(niyeyse).
Yazdıklarına gerçekten çok güldüm(gerçi gülünmelimi aglanmalı mı şu duruma belli degil). Sanki benim içimdekileri sen yazmışsın. Bu şekilde belirtilmesi gereken belki bunların 3 katı daha insan vardır(Belki daha fazla). Keşke insanlar okudukları şeylerin ne oldugunu bilerek okusalar. Ayrıca altta yazan johnny guitar ında ''Pakize'nin mis mus'lari da bitmedi gitti senelerdir var.'' aynen katılıyorum=)


-------------------------------------------------------------------------------



 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |