Bernardo Bertolucci


Bernardo Bertolucci- Eski Kurtlardan Kim Kaldı ?

16 Mart 1940- Parma, İtalya

bernardo_bertolucci.jpgAğaç dibine düşer mi düşmez mi bilemem ama Berto ağacın dibine düşmüş belli. Şair babanın oğlu sinema yapacam diye tutturursa ancak bu kadar hakkını verirdi herhalde bir evlat olarak babasının emeklerine. Sadece şairane yönü değil babasının politik görüşü de bir o kadar etkilemiştir Bertolucci'yi. Şair olsaydı daha mı mutlu olurdu babası bilinmez ama iyiki yönetmen olmuş derim. Şiir sevmeyenlerden biri olarak filmlerini izlediğimde şiir de böyle birşey olsa gerek der, sempatimi arttırmaya çalışırım şiire. Çünkü şiir tadında çeker filmlerini. Roma Üniversitesinde okurken şiire verdi kendini ama bir taraftan da şiir yeteneğini nasıl görselliğe çeviririm diye düşünüyor. 20 yaşındayken Pier Paolo Pasolini, Berto'ya gel asiste et beni der, o da düşünür taşınır yaparım be der ve Pasolini'nin "Accatone" filminde asistanlık yapar. Bu olay Bertolucci'nin beyaz perdeye adım atmasında en önemli hadisedir.İlk filmi 'La Commare Secca'yı 21 yaşındayken çekti. Pasolini de şairlikten yönetmenliğe kayan bir adam olduğundan birbirlerini ne denli anlayabildikleri ve ne kadar sıkı kanka olabileceklerini siz düşünün artık. Berto'yu ve onun filmlerini bilenler adamı anında sapık ilan edebilir ve aşk hayatı çok hızlı yargısı gelebilir. Lakin öyle bir durum yoktu. Bir dönem Adriana Asti ile takıldığı bilinir daha sonra da kendi mesleğine yakın olan Clare Peploe ile evlenip, iyi bir aile babası olmuştur. Herkesi hayran bırakan bu adamın hayran oldukları nelerdir? Sırasıyla; Babası, Fransızlar, Freud, Marksizm, Pasolini, Roberto Rossellini, Jean-Luc Godard,
68 Kuşağı, Edebiyat....

Sinema ilginçtir, güzeldir ve relativdir. Kamerayı eline alanın etkisindesinizdir artık. Biz oyuncuları, konuyu, sahneleri, replikleri izlediğimizi sanarken, Yönetmen en güzel neyi biliyorsa, onu izliyoruzdur aslında. Tarantino'nun muzip ve bir o kadar akıllı kafasını yansıtan filmlerinde de öyle, pimpirik Kubrick'in mükemmel filmlerini izlerken de öyle... Yani yönetmen kafayı neye takarsa ya da takmak isterse filmler aslında odur. Bertolucci'nin filmlerinde kamera arkasında politik sorgulamalar gidip gelirken kamera önünde muhteşem görsellik, şairane bir anlatım, kimilerine göre rahatsız edici müstehcenlik, apaçık gerçek cinsellik vardır. Çektiği filmlerin hemen hepsi değişik boyutlardan topa tutulmuştur. Kimi konuların siyasi boyutundan eleştirirken, kimi görüntülerin ayıp olduğunu savunur, kimi tarzının filmin konusunun çok üstüne çıktığından dem vurur, kimi de " Kral Çıplak" demenin gereksiz olduğunu düşünür. Bir çok filmi sansüre uğramıştır lakin Bertolucci bunu bir sorun değil övgü olarak kabul eder her zaman. Çünkü gerçeği yansıttığı için sansüre uğradığını savunur.
İlk filmlerinde politik yansımaların çok daha fazla görüldüğü açıktır. Bu da Godard abisinden etkilenmesinin bir sonucudur. Godard'ın sinemayla politikayı birleştirme sevdası Bertolucci'yi etkilemiştir.
Ayrıca Godard'ın tutturduğu Gerçek, Bertolucci'nin de özenle üzerinde durduğu bir konu olmuştur. Ama şöyle bir fark var; Godard gerçek gerçekliğinden sapmasın diyerek, en üst noktalarda belgeselden yanadır, sinemanın gerçekliği yansıtabileceğine inanmaz. Godard izleyici filme kendini kaptırmasın diyerek uzaklaştırabildiği kadar uzaklaştırır izleyici ve derinliği kesinlikle reddeder, Bertolucci ise daha sanatsal ve estetik tavırlarla yapar işini. İşlediği konular sıradan vatandaşın gözlerini hööööö diye açabilir, özdeşleştirme yapabilmesi zor olabilir ancak yine de bunları zarif ve hayran olunası süslemeyle anlatır. Bertolucci'nin asıl derdi; aslında gerçek olan ancak herkesin başına gelemeyebilecek olayları anlatmaktır. Normal olayların az insanın başından geçmesi onu gerçekten saptırmaz, yine vardır ancak gizlidir ya da az insanın gerçek yaşamda deneyim edebileceği şeylerdir. Buradan hareketle Berto'ya Yeni Gerçekçi akım üstadlarından diyebileceğimiz gibi, Yeni Gerçekçilerin gerçek uğruna estetikten kaçtıkları ve derinliği reddeddikleri düşünülürse Yeni Gerçekçi sinema sertliğine uygun değildir.


Ne yapmış ne etmiş?

  • 1962 La Commare Secca- Yönetmenin 21 yaşındayken ilk yönetmenlik denemesidir. Pasolini'nin bir hikayesi uyarlanmıştır. (Türkçeye çevrilmiş hali Sıska Teyze)

  • 1964 Prima della Rivoluzione (Devrimden Önce)- Berto'nun gençlik yıllları 60'lı yıllara denk geldiğinden o dönemki siyasi çalkantılar ve onun politik görüşleri filmlerinde ayan beyan açıktır. Jean-Luc Godard etkilerini fazlaca yansıtan bu film Berto'nun ismini ciddi ciddi dünyaya duyurmuş olma gibi bir özellik de taşır. Devrim kelimesinin Berto üzerindeki tanımını bu politik dramla görmek mümkündür. Ayrıca Cannes Film Festivali'nde Eleştirmenler Ödülü almıştır.

  • 1966 Il Canale

  • 1968 Partner- Bu film Devrimden Önce filminin devam niteliğini taşır. Filmde öğretmenin sol görüşü, hayata bakışı, mücadele inancı ve kendi içindeki savaşları ele alınıyor.

  • 1969 Amore e Rabbia (Agonia)

  • 1970 La Strategia del Ragno (Örümceğin Stratejisi)- 70'li yıllar Berto'nun altın çağı gibi. Politikayla uğraşmanın yanısıra hafif hafif psikolojiye ve içsel sorgulamalara kaydığını, teknikle alakalı biraz daha artislikler öğrenmeye başladığını görüyoruz. 70'li yıllardaki filmlerinden itibaren daha şık, daha göze hitap eden görüntüler sözkonusudur.

  • 1970 Il Conformista (The Conformist) - Otoritelere göre Bertolucci'nin en iyi filmlerinden biri. 1930 yıllarındaki faşist İtalyasında geçen film sözkonusu yıllarda görülecek en başarılı sanat filmlerinden biriydi.

  • 1971 La Salute è Malata

  • 1972 Ultimo Tango a Parigi (Paris'te Son Tango) Yönetmenin en çok tartışılan ve binbir türlü sansür yemiş filmlerinden biridir.Psiko-seksüel melodram tanımı Berto'yla icat olmuş olsa gerek, filmi gören herkes uzun süreli şoka girmiştir. Cinsellik üzerine bütün tabulara inat ve ardından bir sürü tartışma yaratmış olan film, hem büyük bir başarı getirdi hem de bir o kadar acımasızca eleştirildi. Marlon Brando ve Maria Schneider'ın başrollerdedir. Filmin fazla müstehcen olmasından dolayı İtalyan Hükümeti tarafından azarlandığı bilinir. Hatta İtalya'da bile 15 yıl sonra gösterime girdiği söylenmektedir. Film o tarihlere göre alenen porno filmdir, kimsenin söylemediklerini, ayıp bilinen şeyleri sinemada görmek konuyu ve anlatımı ikinci plana itip görüntüleri öne çıkarmıştır ve izleyenler konuya odaklanamadıkların dolayı Berto'ya tepki vermişlerdir.

  • 1976 1900-Evet filmin ismi 1900 dür. Berto'nun epik anlatım denediği bu film, Paris'te Son Tango başarısından sonra yine yankı uyandıran ve İtalya devletini dünyaya anlatan en büyük yapımlardan biridir. Ancak film Amerika kökenli kaynaklardan finanse edildiğinden komünistler tarafından topa tutulmuş "ulan bu ne yaman çelişki böyle" babında eleştirilmiştir. İtalya nedir ne değildir dünyaya gösterilirken bir yandan da politik tutumlarından vazgeçmeyen Berto eleştirileri kıçına takmaz ancak bazı yerlerde kendisinin en kötü filmi olarak lanse edilmiştir.

  • 1979 La Luna (Ay)- Meslektaşı ve Karısı Clare Peploe ile birlikte aile filmi tadında deneme.

  • 1984 L'Addio a Enrico Berlinguer

  • 1987 Last Emperor (Son İmparator)- 1900 den sonraki fındık fıstık filmlerini es geçersek uzun aradan sonra bomba gibi dönecem edasıyla yeniden Bertolucci. Tatil yaptığı dönemlerde kendini oldukça geliştirmiş ve birikimin sonucunda da dünya çapında başarı sağlamıştır bu filmle. Mançurya'nın son imparatoru Pu Yi'nin yalnızlık, sömürü ve baskı altındaki psikolojisi adına son derece tatminkar olan film, şiirsel anlatımla beraber Çin'e de bol bol göndermeler taşıyor. Şairane Berto'nun marifetlerini bir bir gösterdiği Son İmparator filmi zamanın 9 tane Oscar ını alarak yuhh ya da maşşallah dedirtir.

  • 1989 12 Registi Per 12 Città (Bologna)

  • 1990 Sheltering Sky (Çölde Çay)- Son İmparator filmiyle şiirsel anlatımla epik tarzını birleştirip İtalya'dan dışarı çıkmaya karar veren yönetmen Teslimiyet filmine kadar bir orada bir burada filmler çekmeye devam eder.

  • 1993 Little Buddha (Küçük Buda)

  • 1996 Stealing Beauty (Çalınmış Güzellik)-Başrollerde Liv Tyler ve Jeremy Irons. Üstadın en kötü filmi olarak değerlendiriliyor.

  • 1998 Besieged (Teslimiyet)- Dışarılarda bu kadar gezmek yeter diyerek memleket hasretiyle yanar tutuşur. Psikolojiye ve içsel konulara İtalya ile birlikte geri döner.

  • 2002 Ten Minutes Older: The Cello (2002) ('Histoire d'eaux')- 15 yönetmen ve kısa film denemeleri.

  • 2003 The Dreamers (Düşler, Tutkular ve Suçlar)- Çok tartışılan hala tartışmaya devam edilen yeni filmi. Yine kamera arkasında politik sorgulamar, 68 kuşağı ve devrim hareketleri düşüncesinden yola çıkılırken kamera önünde tokat gibi surata inen bir toplumsal gerçek. Ensest ilişki konulu filmde; ikiz kardeşlerin birbirine deli biçimde bağlılıkları ve bunu da yakın arkadaşlarıyla beraber 3'lü çiçek çocuklar dünyasına çevirme gösterileri. Paris'teki eylemler devam ederken , Fransız Cinémathéque'in Başkan Charles de Gaulle tarafından kapatılması da büyük tepki yaratıyor ve filmdeki 68 kuşağı eylem hareketlerinin hepsi orijinal görüntüler... Dışarda toplumsal mücadele sürerken evlerinde garip biçimde içsel dünyalarına dönmüş ikiz kardeşlerin hayret ettiren yaşamları ve sinema tutkunu arkadaşını da bu dünyaya çekmeye çalışmalarını izliyoruz. Politika çorbası olmuş dünyada kendilerini herşeyden soyutlayan ve yine de temiz kalmaya çalışan bu 3'lünün filmi, siyasi konulardan bööö gelmiş ve apolitik olmaya karar vermiş kişilere yakın bir psikoloji olsa gerek. Başrollerde Micheal Pitt, Louis Garrel ve Eva Green var. Yalnız Eva Green'in kıyafetleri yok :) Ve görüntülerin rahatsız edici olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.


Genel Bertolucci Tarzı

  1. Yukarıda yazdığım şeylerin hepsi Bertolucci sinemasını anlatmak için yeterli olabilir az da gelebilir. Şiirsel anlatımla politik sorgulamaların birbirine harmanlandığı en başarılı filmler bu adamın elinden çıkmıştır. Politika her ne kadar bu tür görsel anlatımlarda kimilerine sıkıcı ya da aşırı gelse de Berto güzel bir tepside sunar hepsini. Görüntülerle insanı kandırırken bir yandan da görüşleri empoze etmeye çalışır bir nevi. Filmlerini pornografik ya da müstehcen bulanlara şunu hatırlatmak gerekir; Berto bir kıç gösterecekse onu hiç bir zaman direkt kıç olarak göstermez. Evet görüntüde sadece kıç görünebilir ama bulanık bir pencere ya da balkon kapısı hissedilir ve fonda dışarıdan gelen eylemcilerin sesleri sloganları duyulur. Bu bakımından görüntü konunun önüne geçiyor eleştirisi doğru olabilir ama neye bakmak istersek onu görürüz.

  2. "Röntgencilik dürtüsü nedeniyle film çekiyorum. Röntgenci, sevişmekte olan anne babasına bakan çocuğun korkusunu yeniden deneyimlemeye mahkumdur." bunu diyen has be has kendisidir Bertolucci'nin. İzleyciye kapı aralığından gizli kapaklı görülmemesi gereken şeyleri gizlice gözetliyormuş izlenimiyle izlettirir filmlerini. Çektiği filmler zamanın çok çok ötesindedir, Paris'te Son Tango filminin bile 15 sene sonra aman hadi bakalım neymiş der gibi vizyona sokulduğunu düşünürsek bir zamanlama problemi sıkıntısı çektiğini söylemek yanlış olmaz.

  3. Daha önce yazdığım gibi, Berto olmayan hikayeleri değil az insanın başına gelmiş ya da gelebilecek hikayeleri konu alır. Özüne baktığınızda çok büyük hikayeler değildir belki ancak bunu devleştirerek yansıtır. Politik görüşleri de cinsellikteki tabulara olan muhalefeti de ütopik bulunmuştur çoğu zaman. Ancak salim kafayla düşünürseniz bunlar olmayan şeyler değil sadece toplumun bir kesiminin yaşadığı ya da yaşayabileceği şeyler olduğunu görürsünüz. Tabiki ensest bir ilişkinin incik cıncık tüm detaylarıyla sergilenmesi en başta gözü rahatsız eder ancak bu tip yaşamların olduğu bir gerçektir. Üstünün örtüldüğü, görülmekten, konuşulmaktan hoşlanılmayan konular Bertolucci'nin özel ilgi alanıdır. Kimileri son dönemlerde seksüel içerikli filmlerinin baskın gelmesinden dolayı Berto'yu orta yaş krizinde olduğu için ayıplarlar. Özellikle The Dreamers filmi ve Eva Green ablamızın filmde sadece vücut olarak varlık göstermesi yok yok bu adam kesin andropoza girdi şeklinde yorumlara sebep oldu. Sanki adamın amacı film çekmek değil de Eva Green'i röntgenlemekti kızı kandırdı ekibi kurdu hadi film çekiyoruz dedi Eva Abla açıldı saçıldı mecburen, orta yaş krizine giren Berto pek memnun oldu ; ha bu yolla da bu film olmuş oldu işte.

  4. Biraz babası biraz Pasolini biraz Rossellini biraz Godard biraz Freud karıştırıp orta ateşte kapağı kapatılarak pişirilen sıcak sıcak servis edilen bir yemektir Berto (Şu cümlem güzel oldu gurur duyuyorum kendimlen) Ancak Godard'la Rossellini'yle karıştırılmaması gereken önemli noktaları vardır. Berto bu iki ismin aksine güzelliğe, estetiğe, şiirsel anlatıma ve melankoliye özen gösteririr. Gerçek mekanlarda gerçek olayları çeker ancak izleyici aman kendini kaptırmasın gerçeklikten uzaklaşmayalım film izlediğinin farkında olsun haddini bilsin gibi Yeni Gerçekçi artisliğine girmez. Godard'ın yaptığı gibi çekim senaryosuyla çalışmamak, sokaktan bulduğunu çevirip rol vermek, özellikle derinliğe inilmesin diye sert geçişler kopuk görüntüler sunmak ya da Rossellini gibi film çekerken özellikle zor ve çetin koşullarda mekanlar bulmak gibi huyları yoktur. Komünist sempatizanı olması rağmen Amerika parasıyla film çekebilir. Aldığı eleştirileri hiç umursamaz hatta özellikle sansür yemesi hoşuna gider. Ona göre film çok çok gerçekçi olduğu için sansür yemiştir zaten...



| gamzeK | 23-Temmuz-2006 Pazar|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------
 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |