M. Night Shyamalan


M. Night Shyamalan- Her hindinin eti yenmez!...

6 Ağustos 1970 Hindistan

m_night.jpgSağlık sektöründen gelme iki vatandaş birbirini sever evlenir ve nur topu gibi kara fatma kıvamında bir bebe dünyaya getirirler. Ne hayallerle ve de kimbilir ne düşüncelerle bu bebenin ismini Manoj Nelliyattu koyarlar. Bebe ne zaman büyüyüp kendini bilmeye başladığında "ulan hangi akla hizmet şu ismi bana layık gördünüz mü" diye düşünse de sitem edemez ailesine. Bir de üstüne Hindistan'dan kalkıp Philadelphia'ya taşınmaya karar verirler. Çocuğu daha da sıkıntılı bir duruma sokarlar. Philadelphia'ya gideceğiz, önceden görmediğim ortamlara alemlere gireceğim belki şu ergen halimden sıyrılıp cool bir genç havasında süzüleceğim hatta Hintli bir kaç hikaye anlatıp memleket hadisesini bile karizmam bakımından avantaja çevireceğim ama yok!!! engel var işte, adamı çok enterasan bulup tanışmak için can atan kimseler ismini duyduktan sonra aynı hayranlığı devam ettiremeyebilir değil mi? O yüzden gençlik yıllarında bu işe bir çözüm buluyorki fazla büyüyüp serpilmeden milletin ağzı alışsın.

Şimdi örnek şudur; eğer isminiz Aleyna Fatma Yürekyakan gibi bir isimse; isminiz sorulduğunda Aleyna dersiniz. Fatma eki büyük ihtimalle ya anane babane ismidir saygı mevzusu yüzünden zorla konulmuştur, ya da bunun benzeri bir hatırası vardır. Yoksa hangi akla hizmet ileride sadece ismiyle bile cikso hatun muamelesi görebilecek bir insanın ikinci ismini Fatma yaparlarki? Bu durum sadece isminizin yazılması ya da söylenmesi durumlarında zorluk yaratabilir. Shyamalan maalesef bu konuda ekstra bahtsız çünkü iki isim de birbirinden nadide. O da düşünüyor "ulan Manoj kısmını M. diye yazsak hem artistik olur hem de göze batmaz Nelliyattu kısmını da Night olarak değiştireyim ben hem ten rengime uygun olur hem de daha bir mistik hava var sanki" diyor ve isim M. Night Shyamalan olarak değişiyor. Gel görki Gece isimli bir insan da bende direk Oya Gül, Alev Yakan, Okşan Heryeribol gibi bir uydurmasyon hissi vermiyor değil. Neyse adamın hayatında yazacak çok renkli şeyler olmadığından ismi konusunda yeterli geyikleri yapıp sayfanın yarısına gelmiş bulunuyorum. GSF (güzel sanatlar fakültesi) tarzı bir şey bitiriyor New York'ta. Aynı zamanda bu yıllarda da evleniyor ve mutlu yuva sıcaklığını 2 kız çocuğuyla bütünleştiriyor (şimdi bu cümle kadar gerzek bir cümleyi nerden çıkarttım onu da bilmiyorum, 2 çocuğu var de geç işte)


Ne yapmış ne etmiş?

  • Praying with Anger -1992

  • Wide Awake- 1998- Uyanış adıyla bilinir ya bismillah diyip Praying with anger da bir numara olmadı bakalım bu nasıl olacak diyerek bir kez daha şans deniyor. Sevimsiz bir komedi.

  • The Sixth Sense- 1999- Shyamalan'ın esas oğlanı. Diğer filmleriyle kıyaslandığında harika diyebilirim. Tesadüfi bir biçimde hiç huyum olmamasına rağmen 4 kez falan izledim filmi. Etkili bir film hem izleyenleri etkiliyor hem de adını duyurma bakımından oldukça başarılı. İyiki yapmış tanıdık bu film sayesinde kendilerini. Bruce Wills ve filmdeki çocuk Haley Joel Osment güzel bir çocuk-yetişkin kankalığı yapmışlar ki oğlan çocuğu Oscar'a aday olmuştur bu film ile.(En İyi Senaryo ödülü de vardır bu filmle)

  • Unbreakable- 2000- Altıncı His filminin heyecanıyla ve başarısıyla bu film de güzeldir denerek olumlu bir önyargıya sahip şanslı film... Yine Bruce Wills ve hafif Hitchcock tadı. Altıncı His filminden sonra bilimkurgusal bir şeyler olunca bazılarına göre bu film daha başarılı bile. Ben izlemedim izleyenlere göre biraz zorlama ve uzatılmış sahneler can sıkıcıymış ve bir kısım atraksiyon bekleyenler de hayalkırıklığı yaşıyor. En yakın zamanda izlene...

  • Signs- 2002-Yine normal insanlar yine anormal olaylar var. Normal insan Mel Gibson ama yine de vasattı bence. Konuda uzaylı varsa daha atraksiyonlu bir şeyler bekliyor benim gözlerim. Yani hep bildiğim tarlaları çizen şekilleri işaretleri Mel Gibson'lı bir filmde görmek beni pek açmadı. Gerçi kendisine bu filmin senaryosu için ödenen parayı düşününce ben kim oluyorum ulen demekten kendimi alamıyorum (yalnız beş milyon dolar ya da sayı ile 5 milyon dolar) Ancak ne kadar almışsa almış umrumda değil, filmi izlerken uzaylıları düşünüp yoğunlaşıp kendimden mi geçeyim yoksa adamların içinde kaldığı pis duruma çözüm mü düşüneyim karar veremedim. Yani uzaylılar mı laf olsun diye kondu Mel gibson mu harcandı bilemedim.

  • The Village- 2004- Türkiye'ye Ekim sonu gelecek diye öğrendiğimde şaşırdım çünkü şu tarih itibariyle (28 eylül 2004) ben izleyeli 1 ayı geçti. O dvd aldığımız adam nerden temin etti bilemem ama filmi alıp izledim Shyamalan deyince kesin bir pislik çıkar sonunda diyerek aldığım filmde yanılmadım mükemmel bir şey değildi ama izlemeye değer. Evet süpriz filmin en sonundaydı ve gerçekten zekice hazırlanmış güzel bir filmdi. Amma velakin olaki filme gidenler filmin son 10 dakikasına kadar dayanabilirlerse sürprizi görebilecekler onun öncesinde itiraf etmeliyim felaket sıkıldım. Ara ara kapağı alıp yanlış bir film mi aldım diye bakıp durdum. Pazar günleri yayınlanacak hiç bir şey olmadığında konan zübüttürü filmlerden farksızdı. Öyle bayık bayık filmin sonunu getirdik ve helal olsun son 10 dakikada tüm olayı çözdü ve aklımı aldı gerçekten. Yalnız diyeceğim şudurki neden böylesi bir filmin son 10 dakikasına kadar izleyicinin sıkılabilme ihtimalini düşünmemiş bilmiyorum. Yine de gidip izlenebilir bir film. Korku gerilim falan bekleyenler hiç gitmesin bir kaç düdük aşk sahnesi falan var dediğim gibi filmin olayı en sonunda yani o da dayanabilene. (Filmin adı aslında The Woods ancak Lucky Mckee daha önceden The Woods adında aynı isimde bir proje üstünde çalışıyor e bu durumda sen sonradan geldin arkadaş diyorlar Shyamalan'a o da mecburen filmin ismini değiştiriyor. Lucky Mckee de kim derseniz May adında psikopat bir genç kızımızın konu olduğu bir film vardı ki ben gayet sevmiştim, onun yönetmeni olur kendisi)

Genel Shyamalan Tarzı

  1. Shyamalan Hintlidir ve bu durum onun Amerika'ya dışarıdan bakabilmesine yarar ha kendisini dışarıda tutabilmiş midir hayır, ancak farklı kültürünü Hollywood tatlarıyla birleştirip ortaya karışık bir şeyler sunmuştur.Seven sever sevmeyen de genelde bırak hoşlanmamayı iğrenir. Kendine ait bir tarzla devam etmeyi istediği bellidir ama sanırım dur bakalım biraz daha demek yanlış olmaz. Ben pek katılmamakla birlikte, post-modern Hitchcock yakıştırmalarını yazmazsam olmaz. Böylesi genç bir adama "bilmediğimiz bir şeyler söyle" demek isterim ama o da bana "kroyum ama para bende" derse ne yapacağımı bilemem lanet olsun Hollywood diye söverim. Yine de adamın Hindistan'da kalıp Hintli pop starlara klip çekmediği düşüncesi de güzel :)

  2. Genelde anormal doğa üstü olayları normal sıradan vatandaşlarla karşı karşıya getirir. Ve sahnelerde illaki geçmişten bir şeyler ekleyerek neden-sonuç ilişkisine biraz karışık da olsa anlam getirir. Oyuncu aynaya baktığında aslında görünen o değildir illaki geçmişten bir sahne de araya çat diye girip sebebini sonucunu verecektir. Bu kurguyu yapmazsa adamın içi rahat etmiyor. Genelde durgun diyaloglar ve sakin kişiler görülür. Bu durum bazen sıkıcı hale gelebilir. Filmdeki esas oğlan ya da kahraman kişilik gayet sümsük ve pasif görünebilir. İnsana "hadi be ne duruyorsun hala" dedirtebilir. Öyle pat diye kahraman olunamayacağını izah eder ne zorluklardan geçmiştir bilemezsiniz... "Nasipten öte köy yok" lafı ile birlikte şu an yaşanan şeyin geçmişle alakası olduğunu ve hatta geleceği de etkileyecek olduğunu gösterir, eh artık kısmet böyleymiş der geçersiniz.

  3. Doğduğum yer değil doyduğum yer diyerek hemen hemen bütün filmlerinde mekan olarak Philadelphia'yı seçer. Yaşadığı mahallede omuzlara alınası sen bizim herşeyimizsin diye böğrülesi duruma gelmiştir. Filmleri hep bir şokla biter. Film oturur izlenir son dakikada "aha! anam! ulaaaan! haydaaaaa! ohaaaaa!" gibi efektler sarfedilir ve kalkılır. Ama benim sorunum filmin ilerleyen dakikalarında da bu tip efektleri vermek istememden kaynaklanıyor olabilir. Yani artık alışkanlık yaptığından filmi izlerken sıkılmayı da göze alıp sonunu bekliyorum ki sürpriz neymiş görelim. Genelde çocuk karakterlerini de fazlasıyla kullanır hatta çoğu zaman olayı çözecek ya da "haaaa demek buymuş" dedirtecek kişiler de bu çocuklar olur. Ancak çocuk dünyada gayet silik ve ezik bir tipken iç dünyada kraldır. İç dünyaya girebilen de olayı çözer nitekim.

  4. Din, ölüm kalım, ölümle hesaplaşma, içsel savaş, etki-tepki, mistik olaylar, manevi hadiseler bol bol beynini kurcalamış olacakki bu konular etrafında dönüp durur. Bir sürü ayrıntıyı verir sonra da bu ayrıntıları vermiştik neden vermiştik bak işte şöyle şöyle olacak en sonunda diyerek kafaya vurur. İzleyen de "hah şimdi oldu yahu" der.

Biber gerçektir, biber acıdır o zaman gerçek acıdır

Biber gerçektir, gerçekler acıdır o zaman biber acıdır.

Gerçekler acıdır, biber de acıdır o zaman gerçek biberdir gibi türlü saçmalamalarla kafayı yesinki daha da güzel filmler yapsın diliyorum...




| gamzeK | 23-Temmuz-2006 Pazar|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------
 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |