Darren Aronofsky


Darren Aronofsky- Size baba diyebilir miyiz?

12 Şubat 1969 New York

darrenaronofsky.jpgDiğer bildiğim(iz) arıza yönetmenler gibi küçük yaşlarda başka mevzularda takılıp sonradan kafayı çizip film edecem insanı değildir. Zaten küçükken de sanata kültüre edebiyata aristokrasiye gayet yatkındı ve sivilceli idealist her ergen gibi planlarını taaa o zamandan yapmaya başlamıştı. Sinema eğitimi üzerine okuldan eve evden okula taşınır gelirdi. Çok fazla kitap okurdu ki filmleri okuduğu kitaplar ve onların üstüne esinlenmelerdir. Bence adamın aldığı sinema eğitimi, senaryo yazımı, karakter seçimi ya da vurucu diyaloglar konusunda çok bir numarası yoktur. Ancak kamera, kurgu, görsel yönetmenlik konularında çok kıskanıyorum kendisini. Ne güzel öğretmişler adama, ne güzel öğrenmiş o da. Adam, cut tekniği konusunda son yıllarda izlediğim filmlere bakınca resmen 1 numaradır.

Yönetmenin talebelik yıllarında sinema adına ilk adımları başlıyor. Son sınıfta her sinema öğrencisinin yapmak zorunda olduğu gibi bir bitirme tezi hazırlıyor ki filmin adı Supermarket Sweep. Çok fazla ödül alıyor bu film hatta Uluslararası Öğrenci Filmleri yarışmasında finalist oluyor. (Peh benim filmlerim İletişim Fakültesinin arşivinde tozların içinde osura osura uyuyorlardır şimdi ) Öğrencilik yıllarında bir filmi daha var ancak bunlar mevzu bahis şeyler değildir. Amatörce çekilen her gençlik filmi gibi o da o filmleri şimdi imha etmek istiyordur. Ulu manitu yönetmenlere bakınız biraz tırmaladıktan sonra hayatının dönüm noktası filmi çekerler ve hızla yukarıya çıkarlar sonra da gençlikteki deneme filmlerini karizmaları resetlenmesin diye yoketmeye çalışırlar. Ki Darren'in öğrencilik filmleri çok da ödül almıştır fekat bir Pi bir Requiem for a dream dersem o filmlerin adını anmak yanlış olur. Alaylı mı eğitimli mi dersin diye sorarsanız valla bu adam eğitimli grubun en güzel örneklerinden biri. Ama gördüğüm izlediğim alaylı yönetmenlere bakınca yerim eğitimi demiyor da değilim. Bu adam alabileceği en vurucu dersleri almış okulundan sonra da ben de katılayım şu aleme deyip gelmiş. Yok efendim herkes eğitimli olmalı dersem komik olurum kaldıki biz de eğitim aldık ama bu, Tarantino'nun beni donunda sallayacağı gerçeğini değiştirmez.

Kendisini dünyaya hah bu da benim diye tanıtan filmi Pi. Hatta öyleki usta sinemacılar bu çaylak kimmiş neymiş diye gizliden gizliye incelerken Pi filmini izliyorlar ve daha sonra ay ay ay ay öldüm bittim ne bu beeee denilen filmi Requiem for a dream için ise, önce Pi'yi izleyin o zaten diğer filmi için referans olur diyorlar. Pi projesi gündemdeyken yazdıklarını yakın çevresine gösteriyor Darren herkes aman abi harika olmuş şudur budur diyor gel görki Darren'da para yok. Arkadaşlarına göstermesinin asıl sebebi bence eleştirin bakalım nasıl olmuş dan daha çok yardım edin lan bak güzel şık bir şey yaptık siz de finanse edin beni demek istemektedir lakin millet iyi olmuş sıkı olmuş bok olmuş püsür olmuş yorumlarından başka bir halt etmemişlerdir. Darren "yorumlarınızı yiyiiim ulan yıkılın karşımdan" diyerek yapımcıların kapısına koşuyor onlar da diyorlarki abicim iyi hoş yönetmen olacam diyorsun da ayranın yok içmeye atla gidiyosun sıçmaya yani filan diye azarlıyorlar bunu. Yalnızca bir kişi abilik ediyor ona, Scott Franklin. O da para vermiyor gerçi akıl veriyor. "Ulan oğlum git tanıdık eş dost kim varsa herkes 100 dolar verse paraya para demezsin bak" diyor. Mantıklı geliyor Aronof a da. Anacım babacım halacım yengacım dayıcım ablacım amcacım derken 60.000 dolar topluyor (höh yani çüş) Ve film çekiliyor. Darren Aronofsky'in başı göğe eriyor. (bu paragraf fazlaca subjektif oldu yaşadıklarının benim gözümdeki yorumudur üstüne herhangi bir yorum getirmeyiniz)

Ne yapmış ne etmiş?

  • Supermarket Sweep- 1991- Bitirme tezi münasebetiyle yapmış olduğu ilk film.

  • Protozoa- 1993

  • Pi- 1998- Yönetmenin "ben buyum işte laaaaannn" diye böğürebilmesine imkan tanımış ünlü filmi. Esas oğlanı olmasa bile bu yolda yardımcı olan ilk çıkış filmidir. Bağımsız sinemacıların bayramı olarak bilinen Sundance Film Festivalinde "En iyi Yönetmen" ödülünü kapıyor.

  • Requiem for a dream - 2000- Söylenecek pek bir şey yok bu film için. Zoom mu ararsın, Perdeyi ikiye bölme mi istersin, çok çok hızlı leziz geçişler mi beklersin, balık gözü kamera mı dersin of of of ne ararsan var bu filmde. Görsel yönetmenle kanka olmuşlar ve hakikaten takdire şayan bir film. (Filmin görsel yönetmeni Matthew Libatique dir.) Soundtrackleri bile aylarca konuşulmuştur ve hala bırak filmi izlemeyi şarkıları dinlerken bile o iğrenç moral bozukluğu yerleşir bedene. Kimilerine göre belgesel mi izliyoruz film mi izliyoruz nedir bu lan gibi sevimsiz gelse de sadece benim değil otoritelerin de kabul ettiği bir şey var sinema tarihinde işlenmiş en iyi uyuşturucu karşıtı bir yapıt. Ve bittabi esas oğlan!

  • The Fountain- 2006

 Genel Aronofsky Tarzı

  1. Bu adam tarzı şudur budur kıldır yündür diye laflar etmek komik olur çünkü zaten kendisi de genç nesil yönetmendir tam olarak oturmuş bir tarzı yoktur kanımca. Bu kadar az filmle şöyle bir yönetmendir muhabbetlerine girecek değilim. Çok başarılıdır ancak ilerleyen senelerde olayı ancak o zaman anlaşılır. Sanırım bir 10 yıl sonra bize öğretilen Kubrick, Lynch ekollerinin yerini Aronofsky alabilir sinema okullarında. Kaldı ki Pi filmi ile kendisine küçük David Lynch yakıştırması yapmıştır ama sonradan Requiem for a dream ile kendi tarzını yaratıyor ve gözleri üzerine çekiyor. (Psikopatça kurgu yapan ve biraz marjinallik kokan her film ve yönetmeni için en az bir kez David Lynch gibi canım yorumu yapılır zaten)

  2. Darren Aronofsky bağımsız bireysel sinemanın ne demek olduğunu çok eski ve nostaljik filmleri izlemeden de gösterebilen örneklerden biri. (Bu kadar geyiğimin arasında şu cümlem fena halde hoşuma gitti) Yukarıda da belirttiğim gibi herhangi sıradan bir konuyu alıp ses efektleriyle, kamera açılarıyla, müzikleriyle süper bir şölen haline getirebiliyor. Requiem for a dream herkesçe konu çok dramatik ve hüzünçlü olduğundan hemen ağlak filmler listesinin birinci sırasına yerleştirilmiştir ancak ben konuyu kavramaktan öte adamın kurgu artisliklerini izlemekten şoka girdim ve ağlamaktan ziyade müthiş bir hayranlığım var kendisine.

  3. Requiem for a dream (Türkiye'de zaten vizyon görmedi) bir çok ülkede de sansürsel engellerle karşılaştı. Amerika'da 17 yaş sınırı kondu ve hatta filmin bazı bölümlerinin kesilmesi istendi kendisinden. O da "höttt noluyoz yaw kesmem" diyerek inat etti, "ben hayvan gibi film yapmışım maymuna döndürmem" dedi. Çok da iyi yaptı bence bu tür alt kültür filmlerini izlemek isteyen buluyor zaten bir şekilde. O filmi kırpmadığı için filmin başına uyarı koydular ki bu uyarı genelde
    " Not Rated" şekliyle tabir edilir. Nedir bu not rated? Sansürlenmeyen filmler için bir caydırma yöntemi belki de. Çünkü not rated ibaresi taşıyan filmleri sinema salonları izlettirmiyor ve tabiki o zaman para da dönmüyor. Böylesi bir film nasıl oscar almaz diye sorgulayanlara cevap işte budur... Not rated damgalı olduğu için film sınırlı sayıda salonda izlettiriliyor ve tabiki akademisyenler ya da otoriteler filmden bihaber kalıyor, Oscar adaylığı falan sözkonusu değil. Düzen adamları da bu tür durumlarda filmlerdeki ucube sahneleri çıkarır biraz daha esnekleştirir herkesin (!)izleyebileceği anlayabileceği hale getirir. Ancak özel hayatında son derece mantıklı, temiz giyinen, prezentabl, hiç bir kötü alışkanlığı olmayan, ayakları yere sağlam basan Darren kardeşimiz sinema sözkonusu olduğunda tam tersi bir ruh haline sahip. Filmleri konusunda tam bir arıza.

  4. Filmlerinin sonunda nedense herkes ortaklaşa anlaşmış biçimde "ay çok kötü oldum hüngür füngür ağladım şöyle bayıldım böyle fenalaştım" tarzı tepkiler verir. Moral bozukluğu yarattığı doğrudur, dünyanın ne kadar pis yaşanılmaz bir yer olduğunu hatırlattığı doğrudur, bir takım şeylerden geçici süreli olarak tiksindirdiği doğrudur fakat sonuç olarak filmdir adam herkesin bildiği şeyleri eli öpülesi bir biçimde değişik sunmuştur olay budur takdir edilecek konu da budur bence. Sonuç olarak şu hemen yukardaki hunharca güldüğü fotoğrafı hatırlayınız hep :) kendimizi yıpratmanın bir manası yok. Bol bol yiyip büyümesini daha da güzel filmlere imza atmasını bekliyoruz sabırsızlık ile.



| gamzeK | 23-Temmuz-2006 Pazar|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------
 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |