Orson Welles


Orson Welles- O zaman senin adın ::Shakespeare Kemal:: olsun!

Yaşam süreci:  6 Mayıs 1915- 10 Ekim 1985

o_welles.jpgWisconsin, Amerika doğumlu Welles, çok sakıncalı, rahatsız bir adam değildir. Gayet entellektüel ebeveynlerin meyvasıdır (babasının ne iş yaptığı belli değil sadece sürekli icat yapmaya çalışıyor annesi ise piyanist) E haliyle durum böyle olunca çocuk da çocukluğunu toplarla, topaçlarla, saklanbaçlarla değil piyanolarla, resimlerle ilgilenerek geçiriyor.Küçük yaşlarda önce annesini sonra babasını kaybediyor ancak "köprü altında büyüdüm,öksüzüm yetimim hatta serseri olabilirdim ama olmadım" edebiyatları yapmadan tiyatro çalışmaları yapmak istiyor. Yapıyor gerçi ama pek başarılı olduğu söylenemez. Bakıyor olmuyor olmuyor bir türlü, zamanın büyükleri sen gel biraz daha çalış diyor Orson'a. O da Katherine Cornell'in gezgin tiyatrosuna katılıyor ve sonunda 1934 yılında Tybalt'da ilk defa sahnede seyirci önüne çıkıyor.Bir süre daha tiyatroyla ilgilenmeye devam ediyor hatta bir kankasıyla beraber Mercury Theatre'ı kuruyorlar. Ancak Welles budur işte dedirten asıl olay bu değildir. Welles'in çok sigara içmesinden de kaynaklanan bir yeteneği vardır; müthiş karizmatik bir sese sahiptir. Sonraki yıllarda da seslendirme konusunda kendisinden faydalanılmıştır. Orson Welles'in hayatının dönüm noktası da sesiyle ilgilidir. 1939 yılında yapmış olduğu bir radyo programında, ki adı  The war of the worlds idi; bir uzaylı esprisi yapıyor ve Amerika'yı sokağa döküyor. "Uzaylılar geldiiiiiiiiiiiiii sonumuz geldiiiiiiiii dünyayı yakacaklar" falan derken millet ciddi ciddi sokaklara atıyor kendini ve bu olayla Orson Welles diye bir adam olduğu anlaşılıyor.Bu komik olayla birlikte yapacağı işlerin promosyonuna gerek kalmadı herkes o "eşşşek şaka" sını yapan adamı biliyordu artık. Sesinin karizmatikliğinin farkındadır hatta abartıp şarkı bile söylemiştir. Manowar'ın bir kaç şarkısını şereflendirmiş hızını alamayıp single bile çıkarıp pop dünyasında ben de varım ulan diye pöykürmüştür; i know what it is to be young....

Çok önemli ve gayet leziz filmleri olmasına rağmen böyle ballandıra ballandıra anlatılabilecek kadar etkilememiştir seyirciyi. Ancak sinema dünyası ve eleştirmenler orson_welles.jpgadına oldukça önemli bir isimdir. Kara filme büyük hizmetler etmiştir bu hizmetlerin karşılığını yemiş midir yememiş midir bilinmez ama Rita Haywort'u etkilediği kesin... Sigarasını şirret kadına en güzel yakışacak şekilde içebilen, karanlık filmlerin kızıl güzeli Rita, Welles'in neyinden etkilendiki diye soranlara
" Şangaylı Kadın" filmini hatırlatmak isterim. Neyse işte efendim bu Film Noir'in en femme fatal kadınlarından Rita bizim Welles'le evlenmiştir. Mutlu olmuşlardır.
Orson'un küçük yaşlarda sanata olan ilgisi ömrü boyunca el attığı her işte kendini belli eder. Sinemanın Shakespeare'i olması da tesadüf değildir elbet.Çok gezer çok görür bu abimiz. Sinema gezgini tadında tüm dünyayı hem küçüklüğünde babasıyla hem de daha sonra kendi zevkine dolaşıp durmuştur. Hemencecik sinema eleştirmenlerinin dahi dediği ama izleyicilerin hiç sevmediği bu adam neler yapmış neler etmiş konusuna değinmek istiyorum.


Ne yapmış ne etmiş?

  • Citizen Kane / Yurttaş Kane-1941-Profesyonel anlamda çektiği ilk filmidir esas oğlanıdır hatta filmin esas oğlanı da ben olacam deyip kendi de oynamıştır, tabi o zaman 25 yaşında yumurta gibi çocuktur. "Yüzyılın en önemli filmi" diye anılır bu film işin ehli abiler tarafından.
    Hatta "bilinen en iyi film" gibi iddiali ve haklı bir sıfatı vardırki, OSCAR da almıştır bu filmle, efsane olmuştur.

  • The Magnificent Ambersons / Muhteşem Ambersonlar-1942- Yapımcı, filmi kurgularken kese kese kuşa çeviriyor 150 dk lık film 88 dk ya düşüyor. Welles'in baş yapıtlarından biri olmasına rağmen çok fazla gişe yapmamıştır, Welles sinirinden kudurmuştur, çemkirmiştir herkese... Daha sonra öldüğünde renkli bir kurgusu daha yapılıyor (ne gerek vardıki)

  • The Lady from Shanghai / Şangaylı Kadın-1948- Hiç oyuncuya falan para vermeyelim, karı koca oynayalım dedikleri bir film. Rita ve Orson hem yönetiyor hem oynuyor hem herkesi mest ediyorlar (ki Rita'nın göğüslerinin ve saçlarının büyük etkisi var) hem de aile bütçesi için tasarruf ediyorlar.

  • Macbeth-1948- Shakespeare hayranlığıyla beraber yine hem çekip hem rol aldığı filmidir. Eleştirmenler gayet başarısız buldular hatta Venedik Film Festivalinde yerin dibine soktular Welles'i. Ayrıca bu film için çekersin çekemezsin diye inatlaşıyor ve 15-20 günde bitiriyor.

  • Mr. Arkadin-1955

  • Touch of Evil-1958-Kült haline gelmiş Film Noir'in önemli yapıtlarından biridir.Özellikle bu filmde kullandığı kamera ve ışık teknikleri uzun süre konuşuldu.Çalışmaları çekimi falan epey zorluklarla geçiyor ancak açılış sahnesi sinema öğrencilerinin ağzında sakız olacak derecede güzeldir. Gayet rahat biçimde budur kara film denebilir.

  • David e Golia / David and Goliath-1961

  • No Exit / Sinners Go to Hell -1962

  • Le Procès /Dava-1963-Kafka'nın romanından yola çıkıyor ve dur şu Fransızların da aklını alayım diyerek-karamsarlık, böyle insana mide fesatı geçirten bunalımlar, kaos, kötümserlik adına ne varsa koyuyor tencereye...

  • The Deep-1970

  • Othello-1978- Yine bittabi Shakespeare... Sinema tarihindeki en başarılı uyarlama kabul ediliyor Welles'inki. (Bu filminde de kendisinin de oynadığını yazmaya gerek yok sanırım) Herkesler hayran kalmıştır filmdeki performansına.

İşte filmlerinden bir kaç örnek ve ayrıntı... Daha da bilinen bilinmeyen bir çok filmi vardır. Hatta hayatta en çok istediği şeyi gerçekleştiremeden göçüp gitmiştir, "Don Kişot"u çekmek... Ancak şu gerçektirki, Welles sinema eleştirmenleri tarafından bu kadar çok eleştirilmeseydi belki de şu an olduğundan daha az bilinen biri olacaktı (cümle nasıl ama?) Bu adamı ünlü yapan aslında onu kıyasıya eleştiren abilerimiz ablalarımız oldu.


Genel Welles Tarzı

  1. Bu talihsiz adam, küçük yaşta edindiği entellektüel birikimi sanatının bir çok yerinde konuşturmuş ve sinemada yepyeni kapılar açmış olmasına rağmen, yaşadığı çağa biraz fazla geldi denebilir. Dönemin koşullarına ve anlayışına göre çok yenilikçiydi ve ne izleyiciler ne de sinema üstadları bir türlü benimseyemediler Orson'u. Yani özetle düzen adamı olamadı ve genele göre tuhaf kaçtığı için sevilemedi.O döneme göre fazla sivriliyordu ve yapımcılar da izleyenler de şaşıralım mı izleyelim mi yoksa nefret mi edelim çelişkisini yaşarken nefret edelim de karar kıldılar.

  2. Kamera hareketlerini , özel mercek kullanımlarını , ışıklandırma yöntemlerini , açı kullanımı ve çerçevelemeleri ustaca kullanır hatta fazla usta olduğundan hep dışlanmıştır. İmkanlarını zorlayabildiği kadar zorlar, tüm anlatım olanaklarını sergilerdi. (Müsriflikten kaçınan bir arkadaştı, filmleri için oyuncuya da fazla para verilmiyor çünkü kendi oynuyor)

  3. Kara Film adına tüm teknikleri başarıyla sunar. Karanlık, kan, ölüm, kötümserlik onun elinde bir başka anlam kazanır. Sadece kamera ve ışık ustalıklarıyla değil vurucu diyalog ve kurgu zekasıyla da senaryo ve anlatım olayını aşmıştır. Film Noir'in en belirgin ögelerini (sigara, kadın, siyah eldivenler, cinayet, karanlık ortamlar, kasvetli ambiyanslar...) elinizle koymuş gibi bulursunuz filmlerinde.

  4. Bazı insanlar bazı ortamlara büyük gelir. İşte resminde de görebileceğiniz gibi, Welles 2 beden büyük geldi ve insanların hep tepkisini topladı.Başarılı kabul edilen çalışmalarının hepsi sadece eleştirmenlerce bilindi. Özellikle Citizen Kane'den sonra daha çok kişisel sinemaya yöneldi. (Citizen Kane'den sonra baya bir şişmanlıyor Welles, millet gözlerine inanamıyor, nerde o filinta çocuk diye ) Son zamanlarında da müzisyenliğe yöneldi şarkı türkü olayına girdi. Allah vergisi sesim var neden kullanmayayım diyerek hem türkü çığırdı hem de çizgi filmler de dahil olmak üzere bir kaç seslendirme işleri yaptı. Gerçi amaç şarkı söylemekten çok, sesiyle insanları kendinden geçirmekti, o bakımdan lay lay şeklinde çığırmak değil şiir gibi melodik bir konuşma yapıyordu.

  5. Amerikan yaşam tarzına, Düzene ve onun adamlarına sıkı göndermeler yapan Welles, "en azından Rita gibi karım oldu" diyerek mutlu mesut yaşamaya çalışmıştır. Çalışma hayatındaki olumsuzlukları "en azından aşkta kazandık" diyerek kendini avutmaya çalışmış ancak kalp krizinden hayata gözlerini yummuştur.



| gamzeK | 23-Temmuz-2006 Pazar|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------
 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |