David Keith Lynch


David Keith Lynch- Sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir (?)- David Lynch sen bizim herşeyimizsin!

20 Ocak 1946 Montana, Amerikadavid.jpg

"Bir deli kuyuya taş atmış bin akıllı çıkaramamış." mevzusu vardır hani. Cuk diye oturur bu adama bu laf. Ancak şöyle bir fark var deli kişi, millet sazan olsun galeyana gelsin de ben de güleyim amacındayken Lynch abi "arkadaş anlamayın beni, anlamaya çalışmayın" diye böğürür. İnsan ilgilendiği şeyi anlamalıdır efendim gibi sözleri hiç umursamaz çünkü Lynch. Anlamaya çalıştığımız an mantık devreye girdiğinden, Lynch'in esas olayı biter. Hayatı boyunca "aman efendim ben böyleyim ben şöyleyim bakın anladınız mı? nasıl ama iyiyim hoşum demi, bir yorum yap bakalım" gibi kaygılardan uzak yaşamıştır. Dünya üzerindeki herhangi bir şeyi akılla değil otomatik bir ruya programıyla düşündüğünden ekmeğini yaratıcılıktan, ruyalardan, hayallerden kazanmıştır bu adam. Şöyle bir adamdır bu; Psikoloğa gider...
Psikolog: "uzan bakalım şöyle bir bakalım neyin varmış"
Lynch: "durun bakalım, şimdi siz beni iyileştirirseniz yaratıcılığım kaybolmaz mı yahu benim?"
Psikolog: "Evet olabilir yani söz veremem yaratıcılığınıza bir zarar gelmez diye..."
Lynch: "Yok ben vazgeçtim hocam o zaman."
İşte böyle bir adam bu. Psikolog da "aman iyiki vazgeçti 20 yıl uğraşır durursun artık bu adamla" diye sevinmiştir bile...
Çok yetenekli ve bağımsız sinema için önemli bir isimdir. Ruyalar ve kabuslarla uğraşır durur, izleyene de ben anlamadım bak ne güzel sen de izlerken anlamayacaksın der. Bir filmin ayrıntısıyla uğraşmak istemeyen, her bir görüntüyü mantığıyla anlamlandırmaya çalışan, her sorununa kendi kafasınca çözüm ve sonuç bulan bir izleyici Lynch'i linç etmek ister.

Ressam olmak istermiş küçüklüğünde sonradan kısa metraj filmler yapmaya başlıyor ve aslında sinemaya atıldığı ilk yıllarda çok başarılı olduğu da söylenemez. Tarantino nasıl film izleye izleye öğrendiyse, Lynch de kısa filmler çeke çeke öğrenmiş sinemayı. Sadece bir kez ciddi anlamda eğitim aldığı söylenir bu konuda. 1966- 1967 yıllarında ise yürü be Lynch diyerek zincirlerini kırıyor. Film Noir'i Amerikan sinemacıları içinde en kara, en ürkünç en tırstırıcı en bunalımlı en "izleyenin aklını alırım" şekilde beslemiştir.
Psikoloji, gizem, büyü, rüya,kabuslar, anlamsızlık, görecelilik, karanlık ortamlar, yüzeyselin altındakiler, belirsizlik... diye tutturur da tutturur. Zaten bu 5-10 kelime Lynch'in olayının temelidir.


Ne yapmış ne etmiş?

  • Six Men Getting Sick (Six Times)- 1966- Üstadın ilk kısa film denemesidir. 200 dolara malolur ve bu film sayesinde the alphabet filmini çekme imkanı doğar. Animasyon kendisine aittir. Sinir bozucu bir siren sesiyle 6 adam figürü görülür. Adamlar 6 kez düzgün bir sırayla mide bulantısı kusma rahatlama ve tekrar buhran geçirirler. Ee ne var bunda diyebilirsiniz ama hadise tam 4 dakika boyunca aynı şekilde devam ettiğinden 1. dakikadan itibaren siren sesininde etkisiyle işkenceye dönüşür ki sanırım yapmaya çalıştığı şey buydu.

  • The Alphabet- 1968- sinir bozucu diyenler olacaktır elbet, lakin küçümen kız ve sürekli tekrar eden harflerle beraber iç gıcıklayıcı sesler üstadın psikoloji bozma misyonuna hakkıyla hizmet eder. Bu filmden 1000 dolar para kazandığı söylenir, Allah bereket versin hocam ne diyeyim.

  • The Grandmother- 1970- Kısa metrajlı filmidir diyecem ama Lynch de bana"önemli olan işlevi" diyecek, desin, haklı... Çocuğa mı bir şeyler yazsam, ucubik aileye mi değinsen yoksa grandmother için bir şeyler mi karalasam şaştım kaldım. Genelde izleyenler ucubik aileyi ya da grandmother ı itici buluyorlar da o sübyanın kırmızı ruju kaldı benim hep aklımda. Bir insan evladı bu kadar garip mi yapılır ya... Buradaki garip oğlan Eraserhead de Henry olarak çıkmış gibi düşünülebilir.

  • Eraserhead-1977- Film Noir Rulezz! Surrealizm Rulezzz hehehehe Üstadın ilk uzun metraj filmidir nefistir ruya gibidir. Anlamsal, mantıksal sonuçlar bekleyenler feci halde hüsrana uğrar, delirebilir. Grandmother'ı izleyenler için film çok yabancı gelmeyecektir. Ayrıca çok saygıdeğer üstadım Kubrick'in en sevdiği filmdir :) Üzerine çok çok yazılacak bir şey yok, izleyin de görün ebenizi tersten derim. Filmin esas oğlanı Jack Nance yakın zamanda seyyar satıcılık yaparken, saçma sapan bir kavgayı ayırmaya çalışırken ölüyor :( Bu film hakkında çok yazılır çizilir genelde, izlemek ve Lynch'i düşünmek yeterlidir. Mantıkla, akılcı görüntülerle işi yoktur bu adamın. Grandmother ı izleyip oradaki küçük oğlan evladına alıştıysanız Henry nin neden bu kadar garip bir adam olduğu anlaşılır. Grandmother ın devamı gibi film, e haliyle Henry nin de iyi bir çocukluk geçirdiği söylenemez. Çocuk ağaçtan büyükanne çıkartmıştı ve tabiki bebesi de mutant olacak...

  • The Elephant Man-1980- Merrick de birbirine bağlantılı şekilde Henry nin mutant ucubik bebesi aslında. İşte bu yüzden bu 3 filmi bir araya getirince David Lynch iyiki kendi yazıp kendi yönetiyor filmleri diyorum. Böylelikle hem filmleri arasında bir bağ kuruyor hem de kendine özel hasta bir hayran kitlesi yaratıyor. Eraserhead de aman yareppim bu ne bebe böyle diye yüzümüzü buruştururken Merrick'in içler acısı hikayesiyle yeni baştan şekilleniyor herşey.

  • Dune-1984- Bakınız tarih 1980'ler... Şapkadan tavşan mı çıkardın arkadaş diye sorulası adam. Ciddi ciddi tanınmaya başladığı bu yıllarda Dune filmini Lynch'e montajlatmıyorlar, çok zoruna gitmiş bu olay Blue Velvet'e kadar film çekmiyor sinirinden.

  • Blue Velvet ( Mavi Kadife )-1986- Süper feci şahane güzellikte bir film olup bol miktarda ödül almıştır. Hala arasıra oynatılır televizyonlarda (TRT özellikle) ancak sessiz sakin gelir geçer artık.

  • Lost Highway (Kayıp Otoban)-1997- Lynch'in esas oğlanı aslında. Yani "buyum ulan!" diye bağırıp bilen bilmeyen herkesi dürttü.

  • The Straight Story-1999

  • Mulholland Drive-2001- Cannes Film Festivalinde En iyi Yönetmen ödülünü kaptı. (Çok umrunda sanki!)
    2002'de Kısa filmlerinin toplandığı çalışması da var, Short Films of David Lynch.

Sinema gibi Tv dizileri de vardır adamın ve en az filmler kadar tutulup DavidLynch.jpghayretlere düşürmüştür insanları.
1990'daki Twin Peaks (İkiz Tepeler) epeyce konuşulmuştur belki bilinen anlamda pembe dizi fanatikliği yaratmamış olabilir ancak Lynch'in çok konuşulan işlerinden biri oldu. Yine karanlıktı, yine bunalımlıydı hatta oyuncular bile gidişattan habersizmiş, yine akılları aldı, yapacağını yaptı yani.
Hotel Room ve On the air gibi bir kaç tv dizisi daha var bildiğim.


Genel Lynch Tarzı

  1. Genel Lynch tarzı "Gizem"dir deyip bitirmek lazım aslında. Adam ayan beyan beni anlamayın, ben bile anlayamıyorum siz nasıl edeceksiniz der. Ona göre bir şeyi yorumlamak ya da anlamaya çalışmak, nehrin akışını bozar ve psikolojiyi gizemi büyüyü iki dakikada harcar. Anlam denilen şey boş iştir, relativdir, kime göre neye göredir. Bodozlama görünen herşeyin altında aslında gizemli bir şeyler yatar, önemli olan onu görmektir (satır aralarını okumak vay vay vay)

  2. Karanlık ortamlarda neyin ne olduğunu bilememe durumu Lynch'in fena halde tutkusudur. E haliyle bu da filmlerine yansır ve karşımıza bir kez daha Film Noir'in karanlık odaları, buğulu sokakları, ifade edilemeyen karışık duygular, bunalımlar çıkar. Bir şeyleri anlatmaktan çok olmayan şeyleri gösterir, kimin ne anlayacağı da umrunda olmaz! (Ne anlamak istiyorsan onu anla) Gizem olayını abartması bir çok insanı kendisinden soğutmuştur, izleyenler hiç bir şey anlamayabilir, kişi neyi nereye koyacağını bilemezdir.İşte tam da bu noktada Lynch'i anlıyorum sanırım: Hiç bir şeyi hiç bir yere koyma, herşey dağınık kalsın.Tabi izleyenlerin olayları kendi kafasında canlandırma, karakterlere ruh verme ve hatta bazen kendi yerine koyma istekleri Lynch'in filmlerinde mümkün değildir.

  3. Sanatı toplum için yapan bir adam olsaydı eğer senaryolarını daha bir mantıklı yapar, olayların devamlılığına pek bir özen gösterirdi.Kurgular öylesine karmaşıktırki, siz toplamaya çalışırken daha da dağıtırsınız. Ruya makinası gibi biri bu adam. Nasılki ruyada görünen şeyler arasında bir bağlantı, alaka yoksa, Lynch de hayaller arası gidiş gelişler yaşatır izleyene. Bu cümlede kullanılan hayal kelimesi iyi, hoş zannedilmesin, genelde kabus şeklinde soyut kavramlardan bahsediyorum. Kişi "gerçek nedir, biz neyiz, hayat nedir" gibi düşüncelerle başka boyutlara geçer. (geçebiliyorsa tabi) Olaylar çok ruyasal ve soyut olduğundan ya kendinizi kaptırır gerçekten boyut atlarsınız ya da mantık nerdeeeeeeeeeeeeeee diye pöykürüp çıkarsınız.

  4. Bilinmeyen şeyler insanları daha da çeker ve arkasından gitmeye zorlar ya, Lynch filmleri de öyledir.Anlaşılmaz ama anlaşılmadığı ölçüde merak uyandırır ve dur bi gidip anlayayım yerine dur gidip daha da anlamayayıma sürüklenirsiniz.

  5. Bu kadar bilinmezlik ve gizem deryasının içinde bu kadar şey yazmış olmam da ayrı bir gurur verdi şahsen :)



| gamzeK | 23-Temmuz-2006 Pazar|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------
 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |