François Truffaut


François Truffaut- Yeni Dalgacı...

Yaşam Süreci: 6 Şubat 1932- 21 Ekim 1984

truffaut.jpgGodard'la birlikte Yeni Dalga Akımının öncü babalarındandır. Godard'la ne kanka olabilmişler ne de ciddi bir yarışa girip iki düşman takılmışlardır. Aynı tarzın peşinden koşan iki adam olduklarından kah yardımlaşıp kah birbirlerini kıskançlıkla süzmüşlerdir. (eh yaşamda böyle değil mi zaten be...)

Ağaç yaşken eğilir misali bu Fransız küçük yaşlarda sinemalarda tozutup durmuştur. E haliyle tembel bir çocuktu ve okul hayatı fazla uzun sürmedi.Çocukken bu kadar özgür takıldığına bakmayınız çünkü kendisi sürekli birilerinin gölgesine ve kanatlarına sığınma hasretiyle yanar tutuşur, şefkat manyaklığı vardır Truffautta. Hatta 5-6 sene André Bazin kendisine baya bir yardım etmiş gel çalış yanımda para veremem ama ne kazanırsak yeriz aç kalmazsın bana yoldaş olursun tarzında abilik yapmıştır. (Görünüz işte o zamandan başlamış birinin kanatlarına girme ihtiyacı) Kıyısından köşesinden başlamak lazım diyerek esaslı bir kaç adamla tanıştı ve arkasından film kritikleri yazmaya başladı (Godard da böyle yapmıştı hatırlarsanız) Les Cahiers de Cinema dergisinde. Bu arada çok nefis bir gelişme oldu 1952'lerde dönemin Kültür Bakanı Malraux sayesinde Yardım Yasası çıktı ve Yeni Dalga Akımının öncülerine gün doğdu. Artık çekilen en iyi kısa filme ödül veriliyordu. Böylece stüdyolara girip film çekemeyen gençler belgeseller ve kısa filmler çekebilecekti bir de üstüne para! (Yine ne kadar ballı olduğunu görüyorsunuz bizimkinin)

André Bazin, bir zaman sonra yeter ama viy viy viy seni çekemem böyle Truffaut! deyince Truffaut yine bir boşluğa düşer ve Bazin'in yanından ayrılıp sığınacak yeni kanatlar bulmak zorunda olduğunu anlar. Zaten çok geçmeden yeni bir şefkatli insan bu ezik genci sahiplenecek. Sözü edilen yeni şefkatli ulu büyük insan kimdir? Roberto Rosellini! Tatata taaaaa haydaa hobbala oluyor tabi insan. Rossellini, Truffaut'a derki gel sen benim asistanım ol ben de sana şefkat vercem, olur der tabi bizimki bundan iyi fırsat mı olur... Gerçi Rossellini Yeni Gerçekçi Akım konusunda kopup giderken Truffaut Yeni Dalgacı olmuş nitekim.

Ve şans bir kez daha Truffaut'un yüzüne güler 1957'de bir sinema patronunun kızıyla izdivaca girerler (adam şerbetliymiş mübarek) Bu evlilik Truffaut için hem mutlu hem de kazançlı bir kapıdır artık... "Damadım oğlumdur" diyen kayınpeder Truffaut'a bir film şirketi kurar artık vizyon sahibi bir insandır bizimki ama bir o kadar da iç güveysi olmuştur!
Les Films du Carrosse Sinema ve Filmcilik İşleri Ticaret Limited Şirketi!

Tabi bu arada yemez içmez nurtopu gibi bir kız bebesi doğar, bu sıralarda da hakkını yememek lazım ciddi çalışmalar yapmıştır. Zaten 1956- 1959 arası dönemlerde hem Truffaut'un hem de Godard'ın çalışmaları Fransa'da olay olmuştur.


Ne yapmış ne etmiş?

  • 400 Darbe- 1959'da çektiği bu film Truffaut'un ilk filmidir ve esas oğlanıdır. Uluslararası alanda tanınmıştır ki, 1959'da Cannes'da En İyi Yönetmen Ödülünü kapmıştır.

  • Tirez sur le Pianiste (Shoot the Piano Player)- 1960

  • Jules at Jim- 1962

  • Fahrenheit 451- 1966 Adamın ilk ve tek İngilizce filmidir bu. Baygınlık geçirtir kendine has mesajları derin anlamları olsa da sevmedim sevemedim.

  • Femme d'à côté, La (Penceredeki Kadın)- 1981

  • Vivement dimanche (Confidentially Yours)- 1983

Baba filmlerinden bazıları böyledir işte...

Genel Truffaut Tarzı

  1. Godard'ı sevmeme rağmen pek hazetmediğim bir arkadaş olduğunu sanırım anlayabildiniz. Yine de bağımsız sinema adına konuşulması gereken bir adamdı. Konuştum. Yeniliklere açıktır. Genel tarz bakımından uzun uzun yazmaya gerek yoktur kanımca çünkü Godard'la hemen hemen aynıdır.

  2. Filmlerinde genç yetenekler oynatır hatta amatör oyuncular kendilerinin yazdıkları senaryoları özgür ve istedikleri biçimde oynamaktadırlar. Eh tabi birazcık Rossellini tadı hissedilecektir ne de olsa hocasıdır.

  3. Amerikan gangster filmleri ve Hitchcock her zaman idolü olmuştur Truffaut'un. (Yeni Dalgacılar Amerikan Sineması hayranıdır zaten oldum olası) Hatta kitap bile yazmıştır bu kişi Hitchcock'a olan hayranlığını pekiştirmek adına...

  4. Kendisinin uzun metrajlı çalışmalarda üstün başarılar sağlamasının en büyük yardımcısı üstte söz ettiğim Yardım Yasasıdır. Çünkü o dönemde ciddi kısa film çalışmaları yaptı Truffaut efendi ve hatırı sayılır bir deneyim ve beceri sağladı.

  5. Truffaut'un senaryo felsefesi: Yaşayan gerçeği yakalamak! Bu bakımdan öz yaşamsal filmleri çok fazladır. Geleneksel alışkın olunan bir kurgu yoktur. (Chabrol gibi...) Alıcı Kalem Kuramı Truffaut'un tarzının temelidir. Kalem özgürlüğü denen bu kurama göre klişeleşmiş anlatımlar kalkar, kalıplar yoktur. Öykü ilk planda düşünülmez, olaylar düzgün bir sırayla gitmek zorunda değildir. Çünkü günlük yaşamda da böyle bir düzen yoktur! (Yalan mı)

  6. Diğer bir oyuncağı daha vardı Truffaut'un; Sahneye Koyma Kuramı. Eski alışkanlıklar bırakılır, kamera yerleşimine oyuncu yönlerine göre filmler çekilir. Sözlere dayalı filmleri eleştiren bu arkadaş, kompozisyon uğruna kurgu estetiklerini var gücüyle reddeder. Kişisel sanat anlayışına dayalı bir mantıktır (Yaratıcılar Kuramı- Yazarlar Politikası= Filmler yönetmenin imzasıyla tanınır ve filmin tek sahibi yönetmendir)

  7. Aynı Godard gıcıklığında izleyiciye sürekli film izlediğini vurgular. Kesik kesik beklenmedik çarpıcı çekimler yaparak insanı bir türlü filme adapte etmez. Bu yöntemlerle kişilik ve rollerden daha önemli olur çekimler. Hatalar için bile ayrı bir kurgu yapılmaz kesme yöntemiyle anlatım ahengini en aza indirir. (Zoom, görüntü üstünde çokca durma, kaydırma, uzatılmış çevirme, kamera titretme yöntemleri çok kullanılırki, aman izleyici filme kendini kaptırmasın, gerçekten uzaklaşmasın!) Hatırlayınız Godard da izleyenler filmdeki oyuncularla kendini özdeşleştirmesin diye absürd seslendirmeler yaptırıyordu.

  8. Truffaut'a göre sinema, stüdyonun yapay dünyasına girerek film çekilmez. Alırsın eline kameranı sokağa çıkarsın kaydettiğin görüntüler gerçektir ve sinema budur. Yeni Dalga Akımı'nın savaş sonrası durağanlığı alıp dinamik ve bağımsız bir sinema yarattığı şüphesizdir. Lakin bir çok Fransız yönetmen gibi Truffaut da toplumsal ve siyasi olaylar büyümeye başladıkça Amerikaya ve Amerikan sinemasına doğru yelken açar. (Zaten çocukluğundan beri bir eziklik var adamın içinde tek başına Yeni Dalga Akımını sırtlanması beklenemez)



| gamzeK | 23-Temmuz-2006 Pazar|





YORUMLARINIZ
-------------------------------------------------------------------------------


Ad Soyad
E-Mail
Yorum

-------------------------------------------------------------------------------

feyza caylan
| 01-Ekim-2007 Pazartesi

yazıkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk

-------------------------------------------------------------------------------



 
 

     | Ana Sayfa | Blog | Nedir Bu | Yönetmenler | Filmler | Kimdir bu |